DİYABETİN ÜROLOJİK ÖNEMİ

DİYABETİN FİZYOPATOLOJİSİ
Diyabet soğuk enflamasyon yapan hastalık olarak tanımlanır. Soğuk iltihaplarda olay yavaş,sessiz ve sinsi seyreder sonmunda hedef organlarda tahribata ve işlevsel bozukluklara neden olurlar.Diyabette asıl hedef organlar damarlar ve sinirlerdir olup zararlı etkilerini soğuk inflamasyon ve polyol mekanizmaları ile gösterir.
A. Soğuk enflamasyon;Hiperglisemi ve adipoz dokudan kaynak lanan sitokinler (proinflamatuar mediatörler) asıl patolojiyi başlatan etkenlerdir..

Soğuk inflamasyon evreleri
1. Pro inflamatuar mediatörler ;Tümor Nekrozing Faktör alfa (TNF-α) ,interlökin-6 (IL-6), IL-2, ve interferon-gamma (IFN-γ) ,CRP gibi pro inflamatuar mediatörler damar endoteli etkilerlerler ayrıca ortamda ROS artmasına neden olurlar (Şekil 1).
1
2. Enflamatuar hücreler; Monosit ve lenfositler gibi enflamatu ar hücreler olaya karışır.

3. Plak oluşumu;Damar duvarındaki enflamatuar cevap oxidize low-density lipoproteinler (LDLs) ile etkileşerek tıkayıcı damar içi plak oluşumuna neden olurlar.
3

4. Nitrik Oksit azalması; Endotelyal enflamasyon koruyucu monekül olan Nitrik Oksit (NO) salgılanması azalır. Aşşağıdaki bahsedilen NO ‘in fonksiyonları bozulur.

– NO ;Damar kasılmasını LDL seviyesini, trombosit kümelenmesini azaltır. Kanın damarda normal akışını sağlar.
– Entreresan olarak hiperglisemi NO ve peroxynitrit arası dengesizlik oluşturur.
– Sinirlrlerde de NO sentezlenir.Non Adenerjik Non Kolinerjik sistemin iletişim monekülüdür. (NANK sistemin nörotransmiterdir).
4
DM da damarda olan değişimler
– Trombosit fonksiyon bozukluğu,kalın fibrin örtü ve hipofibrinolizis.
– Mikropartiküllerde artış ve enflamasyon
– Metabolik değişim
– Oksidatif stres
– Endotelyal fonksiyon bozukluğu
– Protrombik risk yumağı gelişir. FVIII, factor VIII; IFN-γ, interferon gamma; IL-6, interleukin 6; PAI-1, plasminogen activator inhibitor 1; TF, tissue factor; vWF, von Willebrand factor.
– Bu evrede glukoz artışına bağlı olarak çizgili yağ oluşumu, vasküler düz kas hücrelerinde çoğalma medial kısma göç etme olayı ile sonuçlanır.
– Daha sonra osteopontin artışı olur..
– Dahası trombosit hiperaktivite oluşur.
– Bu yolla proteolitik aktivite artışı ve lipid depolanması apoptozis ve düz kas hücre ölümüne neden olur. Depolanan nekrotik lipid aterom plağının nüvesini oluşturur ve etrafı koruyucu fibroz kapsül ile çevrilr.

Extra cellüler matrixte biriken fazla miktarda kollagen ve elastin stabil plakı unstabıl plak haline getirir.

5
Hyperglycemia, oxidative stress, ve vascular hastalıklar
Hiperglisemi NO ve reactive oxygen species (ROS) arasında dengesizlik oluşur bu da endotelyal disfonksiyona neden olur.
Hiperglisemi, superoxide anion (O2−) oluşumunu artırır bu da NO inaktivasyonuna neden olur.NO den peroxynitrite (ONOO−) oluşur bu monekül çok kuvvetli antioksidandır ve kolaylıkla fosfolipid membranları geçer
6
MicroRNA and diabetic vascular disease;MicroRNAs (miRs) are a newly identified class of small non-coding RNAs emerging as key players in the pathogenesis of hyperglycemia-induced vascular damage.
Trombozis ve kuagulasyon
 DM da PAI-1 artar.
 Hyperinsulinemia de T2DM da monositlerdeki , TF expression artar.
 TF procoagulant etkiye sahiptir.Trombin oluşturur.Bu olay hiperglisemi ile gelişir.
 Low-grade inflammation, TF expression artırır. Atheroth rombosis oluşturur.
7

 Diabetes TF miktarını artırır dolayısıyle thrombin artar.Buna bağlı olarak da fibrinogen den fibrin oluşur.
 Fibrin oluşumu PAI-1 artışı ve t-PA seviyesinde azalmaya neden olur.
 Ca2+ artar.
 Trombin gpIIb/IIIa receptor stimule ederek ve vWF ile etkileşerek trombosit şekil değişikliğine,kümeleşme artımı sonu endotelyal tromboz nedeni olur.
 Endotelyal disfonksiyon rüptür ile sonuçlanır buraya kollajen,vWF ve trombosit kümeleri dolar tromboz olayı gelişir.
 TF, tissue factor; t-PA, tissue plasminogen activator; PAI-1, plasminogen activator inhibitor -1; MPs, microparticles; vWF, von Willebrand factor; ECs, endothelial cells.

B. Polyol mekanizması;Diyabette hücre hasarına yol açan farklı bir mekanizmadır .Hiperglisemi nedeniyle hücre içerisinde aldoz reduktaz enzimi yardımıyla fazla miktarda oluşan sorbutol hücre içi onkotik basınç artımı ve sonunda hücre ölümü ile sonuşlanır. (Şekil 3). Ayrıca NADPH hücrelerde azalır ve
Sonuçta ;
– Glutathione
– Nitric oxide
– Myo-inositol
– Taurine gibi önemli maddelerin yapımı azalır.

bilindiği gibi Myo-inositol sinirlerin normal fonksiyonu için son derece gereklidir.
8

Hücreler enerji olarak glukozu kullanırlar. Kullanılmayan glu koz aldose reductase tarafından indüklenerek (azaltmak) polyol yani sorbitol oluşturur ve Oksitlenerek NADPH dan NADP+ oluşur.Sorbitol dehidrogenaz enzimi de sorbitolü früktoza çevirir.Bu reaksiyonda da NADH dan NAD+ oluşur. Hexokinase ise früktozu fosforize ederek fructose-6-phosphate dan glikoliz yoluna katar.DM da kontrol edileme yen miktarda yüksek kan glukozu olur.Bu mekanizmaile KŞ daha da artar ve fasid daire gibi daha çok sorbitol oluşur.

9

10

11

12

12

EREKTİL DİSFONKSİYON;
Penis 15-20 cm uzunluğunda 3 adet kalem şeklinde silindirik çubuktan, her bir çubuk ise sünger şeklinde damarlardan oluşmaktadır . Yani penis tama yakın “damarsal bir organdır”. Duygusal istekler sinirler aracılığı ile penise kan dolmasını ve sonuçta sertleşmeyi sağlarlar . Çünki sertleşme hormonal, duygusal, damarsal ve sinirsel bir olaydır.bilindiği gibi penisin %90-95 kadarı sadece damarlardan oluşmaktadır(Şekil 4).

13

Erkekte cinsel işlevin yerine getirilmesi için en önemli gösterge penis sertleşmesidir ve bu olay yeteri zaman ve kıvamda sürdürülmesi gereklidir . Tıpta sertleşme problemi, erektil disfonksiyon olarak bilinmektedir ve önemli halk sağlığı problemidir . Konunun tek başına sertleşme problemi olarak algılanması eksikliktir ama halkımız ile iletişimde bu kavram kolay algılanmaktadır .
Sertleşme problemi;
. 40 yaş altı 10 erkekten 1’inde ,40 yaş üstü ise 2 erkekten 1’inde görülmektedir .
. Diyabette;5 yıllık hastalarda%30,15 yıllık hastalarda da %50 sertleşme problemi görülür . Diyabet ise 11 kişide 1 rastlanan ,sık görülen” salgın metabolik “hastalıktır . Özetle DM da normal nüfusa göre sertleşme problemi 3 misli daha fazla görülmektedir .
Erkek cinsel sağlığı; Bedensel,ruhsal olarak iyi olmayı ,Sosyoekonomik yeterli olmayı ,Karşı cins ile bilgi ve davranışta eşlenik olmayı gerektirir .Normal cinsel performans;Her iki taraf için tatmin edici , cinsel ilişki için yeterli psikolojik enerji,bedensel güç ve penis sertleşmesi olarak tanımlanır . Normal cinsel performans için;Psikolojik ,Sinir ,Damar Cinsel endokrin sistemimiz ,sağlam olmalıdır .
Hafta da 2-3 kez cinsel birliktelik normaldir . Tüm dünyada günde 100.000.000,saniyede 1180 cinsel ilişki yaşandığı bilinmektedir . Bu kadar sık gerçekleşen eylemi bilmek ve araştırmak için tabuları yıkmak zorundayız.Asıl seks organı beynimizdir . Penis sadece beynin isteklerini yerine getiren bir “emireri”dir .
Diyabet yukarda bahsedilen soğuk enflamasyon ve polyol mekanizması ile damarlar ve sinirleri bozarak erektil disfonksiyona neden olur.
Erkek cinseliğndeki diğer risk faktörleri
1. Yaş
2. Sigara
3. Alkol
4. Madde bağımlılığı
5. Psikolojik sorar
6. Hipertansiyon
7. Obezite
8. Diğer kronik hastalıklar

Erkek cinselliğinin değerlendirilmesi
 Hastanın öyküsü
 Fiziksel muayene
 Laboratuvar değerlendirmeler .

14
1. Rutin kan tetkikleri,Gonadal hormonların (FSH,LH, PRL, Testesteron) ölçümü.
2. Penil renkli dopler-ultrason; damarlarından geçen kan akımının değerlendirilmesi.

3. Sertleşmeyi değerlendiren özel elektronik gibi RigiScan Plus cihazlarla ölçümler . Günümüzde sıklıkla “Cinsel Uyarım T estleri” (CUT) sırasında kullanılmaktadır .

15

a. Gece sertleşmesinin ölçümü(Nocturinal penil tümesans testi).
b. Cinsel uyarılma ile yapılan saatlik testler (CUT= Prova katif testler).
4. Gerekirse genetik incelemeler de yapılır
Mümkünse eşler birlikte doktora başvurmalı. Konu erkek cinsel sağlığı olsa bile sonuç her iki cinsi ilgilendirmektedir . Yukarda sayılan testlerin tümü hastanemiz üro-androloji pratiğinde uygulanmaktadır .
Bazı tedavi yöntemleri
1. İnsana sevmeyi,paylaşmayı ve empati yapmayı öğretmek. Unutulmamalıdır ki “aşktan üstün sertleştirici” yoktur .
2. Ağız yoluyla alınan ilaçlar; Tip 5 fosfo diesteraz ilaçlar (tadanafil, vardenafil, udenafil) temastan 1 saat önce kullanılır .
3. Vakum cihazları
4. Penis içine enjeksiyon.
5. Penis derisine ilaçlı bant tedavisi.
6. Penis içine üretradan uygulanan hap tedavisi.
7. Penis vaskülarizasyon tedavisi.
8. Penil protez tedavisi.
Son söz;İyi bir cinsel yaşam herkesin hakkıdır ,mutlaka sağlıklı bir biçimde ve toplumumuzun kurallarına göre yaşanmalıdır . Öncelikle diyabetle mücadele edilirken ED tedavisinde yukarıda verilen bilgiler doğrultusunda davranılmalı ,multidisipliner işbirliği yapılmalıdır.
NÖROJEN MESANE; Menanenin, periferal ya da santral sinir sistemi kontrol mekaniznasının bozukluğu sonu gelişen hastalık tablosudur (Şekil 7). Nöropati gelişiminde subklinik inflamasyonun yeri diğer mikrovas küler komplikasyonlar kadar belirgin değildir . Bu nedenle nöropa tide biyobelirteçler olabilecek moleküllerden fazla bilgi elde etmek zordur.

16

Nörojen mesanenin çok değişik tipleri bulunmaktadır.Diyabet sıkılıkla ve öncelikle çevresel duyu sinirlerini bozması nedeniyle daha çok “duyusal nörojen mesane” patolojisi oluşturur. Alkoliklerde ,sifilis tabes dorsalis evresinde ve AİDS de benzeri durum söz konusudur.Burada işeme hissi oluşmadığı için hastada “glob vezikal” gelişir.Nörolojik değerlendirmede önceleri duyusal sinir bozuk olduğu halde motor sinir sağlamdır.
Diyabetik nöropatinin özellikleri
 10 yıl ve üzeri DM olanlarda otonom sinir sistemi ve periferal nöropati görülür.
 Oluşan diyabetik sistopati prevalans,insidans, ve risk faktörleri hakkında kesin bir veri yoktur.
 Mesane fonksiyon bozukluğu, süreden çok DM şiddetine bağlıdır.
 Öncelikle mesane dolma hissi bozulur,daha sonra motor sinirlerde bozulma olabilir.
 Ürodinamik çalışmalarda artık idrar miktarı artmış,mesane hissi azalmıştır.Daha sonra da işeme refleksi bozulur.Belirgin glob vezikal gelişir.
 Tedavi DM iğle mücadelenin yanında self intermittant kateterizasyon ve üriner diversiyondur.
Nöropati Belirteçleri
– Tümör nekrozis faktör-alfa (TNF-α) düzeyleri artar.
– C-reaktif protein (CRP) diyabetik nöropati gelişiminde bağımsız bir öngörücüdür.
– Isı-şok protein 27 (HSP27), seviyesi artar.
NEFROPATİ
Böbrek de damarlar açısından oldukça zengindir.Özel organize damar ve tübüler sistemlerden oluşan nefron denen süzme üniteleri ile kan böbrekler tarafından mekanik ve kimyasal temizleme işlevine tabi tutulurlar.Böbreğin ana yapısını oluşturan ‘Süzme Ünitesi’nin (nefron,Şekil 8) ilk kısmına glomerül denir, çok özel damarlardan oluşur kanın hücreleri süzerek ayrıştırır ,dışarı atılmalarını önler,tansiyonu düzenler. Tübüller ise vücuda yarayan şeker,tuz,su gibi faydalı maddeleri geri emen,vücuda zararlı üre ,kreatinin vb gibi maddeleri atan, değişim yeridir. Böbreklerimizin her birinde 1-1.5 milyon süzme ünite si içerir ,her biri 8-12 mm uzunluğundadır . toplam uzunlukları ise 40 mil (67 km)’ dir. Alan olarak da 2 m2 lik bir yüzeyi kapsarlar. Böbreklerimiz olmadan bir haftadan fazla yaşayamamız mümükün değildir.

17

Bazı rakamlar vererek böbreğin işlevini daha iyi açıklamak mümkündür sanırım.
 Kalpten çıkan kanın ¼’ü direkt böbrekten geçer.
 70 kg ağırlığındaki bir insanın 5-6 litre kanı vardır.Bu kan günlük 30 kez böbrekten süzülür.Yani günlük 150-180 litre kan böbrekte temizlenir.
 1 kg sofra tuzu ,500 gr sodyum bikarbonat,11 gr protein ,170 gr şeker geri emilirken;27 gr üre,1.7 gr kreatinin ve diğer organik maddeler idrar ile atılırlar.
 İdrar ile atılan katı madde miktarı yaklaşık 30-40 gr arasındadır.Her 1 gr katı maddenin atılması için30 gr su gereklidir.Bu hesaba göre ortalama 900-1200 cc idrar vücuttan atılır.
 Vücudumuzun %70 kadarı sudur.Bu su vücut hücreleri içinde ve arasında,kanda,beyin sıvısında,barsak içinde bulunur. Özetle vücutta su olmayan hiçbir yer yoktur.”Su hayattır” sözü suyun önemini açıklamaya yeterlidir. Günlük süzülen 170 litre suyun da 600-1200 cc ka darı idrar olarak atılır.Böbrekler %1 duyarlılıkla vucut su miktarını ayarlarlar vücut su ayarını birincil öncelikte böbreklerimiz yapar.Vücut suyunun biraz tuzlu olması yaşamsal öneme sahiptir. Böbreklerimiz hem vücut suyunu miktarını,hem tuzunu, hemde asiditesini düzenler.
Diyabetik nefropati (Şekil 9) diyabetin en yıkıcı komplikasyonların dan biridir, tüm diyabetiklerin yaklaşık 1/3 ‘ünde görülür. Diyabetik nefropati gelişimi multifaktöriyeldir. Genetik, çevresel faktörler ve bazı proteinler diyabetik nefropati gelişiminde rol oynar .

18

Hiperglisemiden başka obezite, metabolik sendrom, hipertansi yon nefropati gelişimine katkıda bulunur.İnsüline bağlı DM da 25-35%. İnsüline bağlı olmayam DM da 15-25% diyabetik nefropati gelişmektedir.
Sonunda böbrekte özel hyalen materyaller birikerek küçük nodoziteler (Kimmelstiel-Wilson lesion,Şekil 10) oluşturarak damarlar tahrip olur basit nefropatiden böbrek yetersizliğne gidebilen klinik tablo oluşur.

19

Diyabetik nefropatinin primer başlatıcısı olan hiperglisemi,
– Soğuk inflamasyon(sitokinler).
– Büyüme faktörlerinin sentezini artması
– Polyol yolakı renal fonksiyonel ve yapısal değişiklikleri başlatır .
Diyabetik nefropati belirteçleri;Diyabetik nefropatiyi önceden tahmin edebilmek için çok sayıda belirtecin adı geçtiği halde hiçbiri tek başına tam kriter sayılmaz.İsim olarak bahsetmet gerekirse aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür.
 Mikroalbuminüri ;En sı ölçülen belirteçtir.
 Gen ve Protein Belirteçleri;Örnek kromozom 3, 7, 9 ,18 ve 20
 Anjiyotensin dönüştürücü enzim (ACE) genindeki: delesyon alleli , insersiyon/insersiyon polimorfizmi
 Aldoz redüktaz: pleomorfizm
 Peroksizom proliferatör aktive reseptör gama 2 (PPARG2): “Pro12Ala” polimorfizmi artması.
 Diyabetik Nefropatinin Üriner Protein Belirteçleri
– Smad1: Smad1 adlı proteinin mezenjiyal genişlemede önemli rolü olduğunu göstermiştir
– Tip 4 kollajen: Tip 4 kollajen glomerüler ekstraselüler matriksin asıl yapıtaşıdır, idrarda artmış tip 4 kollajen seviyeleri hastalıklı böbreklerde artmış matriks döngüsünü yansıtıyor olabilir
– Adiponektin: Adipositlerden salınan bir adipositokin olan adiponektin, obezite, insülin direnci ve tip 2 diyabette serumda azalır. Adiponektin seviyesi, idrar albumin düzeyi ve serum adiponektin düzeyi ile korele bulunmuştur. bir çalışmada nefropatisi olan tip 2 diyabe tik hastaların idrar adiponektin düzeyleri, sadece mikro albuminürisi olanlara göre daha yüksek bulunmuştur
– Podositler ve nefrin: Podositler glomerüler filtrasyon bariyerinin anahtar yapısal hücreleridir. Glomerül yapısındaki değişimi erken dönemde göstermede podo sit ve podosit spesifik proteinleri idrarda göstermek fayda sağlayabilir ,
– Nefrin, son dönemde tanımlanan podosit spesifik bir proteindir. Diyabetik olmayanların idrarında bulunmaz..Podositler sadece albuminürisi olanlarda Ttespit edilmesi prognostik önemini gösteriyor olabilir. ,
Tedavi;Bu tür süreğen hastalıklarda en önemli tedavi hastalık oluşmadan önlemektir.DM kontrol altında tutulması nefropatinin en önemli tedavisidir.Bu dönemi kaçırırsak dializ gibi sıkıntılı tedavi şekillerine mecbur kalırız.

DİYABETİK MAKROVASKÜLER HASTALIK
Diyabetik hastalarda koroner arter hastalığı yüksek prevalansa sahiptir. Diyabetik olmayan grupla karşılaştırıldığında sessiz koroner arter hastalığı riski 2-4 kat artmıştır . Sessiz miyokard iskemisi gelecekteki koroner olaylar ve erken ölümler için güçlü bir gösterge olduğundan, sessiz koroner arter hastalığı olan diyabetik bireyleri erken dönemde tanımak morbidite ve mortaliteyi azaltabilir. Ancak sessiz miyokard iskemisi için tarama yapmak konusu henüz tartışmalıdır . Bu nedenle sessiz koroner arter hastalığı olan bireylerin biyobelirteçlerle tanınmaları önemlidir.

Diyabetik hastalarda yaşam beklentisiyle ilgili en çok çalışılan moleküllerin başında;
 CRP gelir. Tip 2 diyabetiklerde CRP ve kardiyovasküler olaylar arasında güçlü bağ olduğu gösterilmiştir . CRP ile yapılan en geniş çalışmada, CRP düzeylerinin 3 mg/L’den fazla olmasının gelecekteki sekiz yıllık süreçte kardiyovasküler hastalığa bağlı ölümün bağımsız bir belirteci olduğu gösterilmiştir .

NÖROPATİ
Nöropati gelişiminde subklinik inflamasyonun yeri diğer mikrovasküler komplikasyonlar kadar belirgin değildir . Bu nedenle nöropatide biyobelirteçler olabilecek moleküllerle ilgili yapılan çok fazla çalışma yoktur. Küçük bir çalışmada tip 2 diyabetiklerde nöropatisi olan hastalarda;

20

 Tümör nekrozis faktör-alfa (TNF-α) düzeyleri artmış bulunmuştur .
 Başka bir çalışmada ise C-reaktif protein (CRP) diyabetik nöropati gelişiminde bağımsız bir öngörücü olarak saptanmıştır .
 Isı-şok protein 27 (HSP27), küçük ısı-şok protein ailesine ait bir proteindir. Diyabetik mikrovasküler komplikas yonların görüldüğü dokularda HSP27 ekspresyonu artar. Bir çalışmada tip 1 diyabetin mikrovasküler ve makrovasküler komplikasyonları ile serum HSP27 arasındaki ilişki incelenmiş, distal simetik polinöropatisi olanlarda yaş ve albumin atılımından bağımsız olarak HSP27 seviyesinde anlamlı yükseklik tespit edilmiştir .

OBEZİTE
Diyabet ve obezite yakından ilişkilidir. Adipoz doku vasküler ve vasküler olmayan dokulardaki inflamasyona önemli etkilerde bulunur. Bu etkileri stres altındaki adipoz dokudan ;
 proinflamatuvar (monosit kemoatraktant protein-1, makrofaj migrasyon önleyici faktör,
 TNF-α, interlökin-6 vb.),
 prokoagülan mediyatörler (PAI-1)
 vazoaktif maddeler (anjiyotensinojen, endotelin) salınımıyla ortaya çıkar
 Adipositler, adiponektin adlı kollajen benzeri kendine özgü bir molekül sentezler.
 Adiponektin hücreye glukoz girişini, nitrik oksit üretimini, serbest yağ asidi oksidasyonunu artırır ve TNF-α ile hücre adezyon moleküllerini baskılayarak antiinflamatuvar etki gösterir .
 Adiponektinin hücre kültüründeki beta hücrelerinde apopitozu engellediği saptanmıştır .
 Adipozitenin artması ve kısmi olarak TNF-α’nın süpresif etkisi nedeniyle adiponektin seviyeleri diyabetik obez bireyler gibi koroner arter hastalığı olan bireylerde de azalmıştır. Bu durum adiponektinin azalmış seviyelerinin tip 2 diyabetiklerde metabolik ve vasküler anomalilere neden olduğu yorumuna neden olmaktadır .
 Natriüretik peptidler, özellikle beyin natriüretik peptid (BNP) ve N-terminal pro-B tip natriüretik peptid (NT-proBNP), sol ventrikül fonksiyonları, yapısı ve iskemiyle koreledir. BNP’nin, tip 2 diyabetik hastalarda egzersiz stres testiyle belirlenmiş sessiz miyokard iskemisi için belirteç olduğu,
 Osteoprotegerin, TNF ailesine ait olup kemik yeniden yapılanmasında anahtar rol oynar. Bir çalışmada anjiyografiyle gösterilmiş, klinik olarak asemptomatik tip 2 diyabetik hastalarda osteoprotegerinin koroner arter hastalığı için bağımsız bir öngörücü olduğu gösterilmiştir . Ayrıca başka bir çalışmada, sessiz iskemisi olan hastaları tanımada osteoprotegerinin öngörücü olabileceği, anjiyografi gerekecek hastaları ayırt etmede yarar sağlayabileceği belirtilmiştir .
Diyabetin makrovasküler hastalığın belirteci olabileceği düşünülen birçok molekülle çalışmalar yapılmıştır, ancak değerlendirilen biyobelirteçler makrovasküler hastalıkla korele bulunmasına karşın çoğu çalışma bireysel kalmış, kontrol çalışmalarla elde edilen sonuçlar doğrulanmamış, gerçek biyobelirteç özelliklerine ulaşılamamıştır.
RETİNOPATİ
Diyabetik retinopati görme kaybının başlıca nedenleri arasında yer alır. Diyabetik retinopati vitreus içerisinde yeni damarların oluşup oluşmamasına göre nonproliferatif diyabetik retinopati ve proliferatif diyabetik retinopati olmak üzere iki gruba ayrılır. Yeni damar oluşması ve retinal ödem, görmeyi olumsuz yönde etkiler. Bu anomalilerin hastalığın erken süreçlerinde görülen değişikliklere bağlı olduğu düşünülmektedir. Diyabetik retinopati gelişmesi için yıllar gerektiğinden ve sadece hastaların bir kısmında görme kaybı geliştiğinden bazı sorulara yanıt bulunması gerekir:
Diyabetik nefropati gibi diyabetik retinopatide de bu soruların yanıtını bulmak amacıyla biyobelirteçlerin tanımlanmasına çalışılmıştır. Bu çalışmalardan biri Takada ve arkadaşları tarafından Japonya’da yapılmıştır . Neovasküler membran oluşan diyabetik olan ve olmayan hastalardan vitrektomiye gidenler çalışmaya alınmıştır. Vitrektomi sonrasında elde edilen neovasküler membranların protein yapısındaki farklılıklar her iki grup arasında karşılaştırıldığında periostin adlı proteinin proliferatif diyabetik retinopatisi olan hastalarda daha yüksek bulunduğu, hatta bu yüksekliğin transkripsiyonel seviyede olduğu gösterilmiştir.
Yine diyabetik nefropati gibi retinopatinin de patogenezinde
 İnflamasyon,
 Endotelyal disfonksiyon
 Koagülasyon varlığı olduğu düşünülmüştür.
Tip 2 diyabet olan hastalarda yapılan bir çalışmada, retinopatisi olanlarda olmayanlara göre adezyon moleküllerinin daha yüksek olduğu gösterilmiştir . Popülasyon bazlı bir kohortta inflamasyon ve endotelyal fonksiyon belirteçlerinin diyabetik retinopati varlığıyla güçlü ilişkilerinin olduğu gösterilmiştir .
E-selektinin; Bir adezyon molekülü olan E-selektinin diyabetik retinopatideki düzeylerini inceleyen çalışmalarda retinopatisi olan tip 1 diyabetiklerde yüksek olduğu saptanmış, ancak tip 2 diyabetiklerde retinopati ile E-selektin seviyeleri korele bulunmamıştır
Adiponektin düzeyi ile diyabetik retinopati arasındaki ilişkiyi değerlendiren çalışmalar bulunmaktadır. Bir çalışmada tip 2 diyabet olan bireylerde retinopatinin ciddiyeti arttıkça adiponektin düzeylerinin azaldığı gösterilmiştir . Başka bir çalışmada ise tam tersine, ileri retinopati safhasında yüksek molekül ağırlıklı adiponektin düzeyleri artmış bulunmuştur .
SERATONİN
da adlandırılan serotoninin vucutta bilinen bir çok fonksiyonu vardır. Bunlardan bazıları:
– Kan dolaşımının düzene sokulması,
– Sindirim sisteminin düzenli çalışması,
– Vucut ısısının ayarlanmasıdır.
– Bunun dışında vucutta gündüz ve gece ritminin ayarlanması,
– İştahın kontrolu
– Düzenli bir sex hayatının olması
gibi önemli fonksiyonlar serotonin vucutta yeterli miktarda bulunması ile doğrudan bağlantılıdır.
Neden şeker ?
Şeker hücre için enerji kaynağıdır, bu yüzden hücrelerin şekere ihtiyacı vardır. Yiyeceklerle alınan şeker, önce kana karışır, kandaki şeker insülin vasıtası ile hücrelere taşınır ve hücrelerde enerji olarak kullanılır.
Neden İnsülin ?
İnsülin, kandaki şekerin hücrelere götürülmesini sağlar. Vucutta insülin yeterli miktarda üretilemiyorsa veya hiç üretilmiyorsa kandaki şeker hücrelere taşınamaz, bunun sonucunda kandaki şeker miktarı yükselirken, hücrelerde enerjisiz kalır. Sağlıklı bir kişide, hem serotonin hemde insülin pankreasda depolanır.
Serotonin hormonunun pankreastaki ß-hücrelerindeki varlığı 30 yıldan beri biliniyordu, fakat serotoninin görevi hakkında pek fazla bilgi yoktu.

21

Neden serotonin ?
Yeni araştırma sonuçlarına göre; Serotonin pankreasda insülinin salgılanmasını kontrol ederek, kandaki şeker miktarının normal seviyeye gelmesini sağlıyor. Farelerle yapılan yapılan deneylerde bunu doğrular yönde;
Serotonin – İnsülin – Şeker Mekanizması:
1. Farelerde Tryptophan-Hydroxylase enziminin üretimini yapan gen, knockout denilen teknikle devre dışı bırakılıyor.
2. Tryptophan-Hydroxylase enzimi olmadan serotonin enzimi sentezlenemiyor.
3. Serotonin olmayınca, pankreastaki insülin miktarı yeterli seviyeye getirilemiyor.
4. İnsülin yeterli seviyede olmayınca fareler diyabet oluyor.

Bu mekanizmanın deşifre edilmesi diyabet hastalığının tedavisinde yeni ufuklar açıyor

 

admin